Düğün...

Tanınmayan pek çok akrabayla tanışılır. Eller öpülür, başlara götürülür.
Önce gelin ve damat salona gelirler.
Eğer kıyılmamışsa bi nikah kıyılır. Şöyle bir dans edilir.

Ardından pasta merasimi vardır. Çocukların "paaaastaaaa" diye bağırmaları eşliğinde çok katlı pasta gelir.
Bir döner bıçağı (!) yardımıyla pasta yukardan aşağıya kesilir. Her kata zarflı veya zarfsız, tercihen zarflı, para konur. Bu paralar garson milletinindir. İçinden çıkan paraya göre damat sempati kazanır veya kaybeder.

Sonrasında en sıkıntı verici saatler başlar. Gelin ve damat dans pistinin ortasında altın beklerler. Davetliler öyle bedavaya oturacak değillerdir ya sonuçta. Ailenin çakal akrabalarından biri mikrofonu kapar ve takılan takılar haykırmaya başlar:  "eveet, gelinin amcasının görümcesinin dayısın oğlundan bir adana burması."

Takı töreni bitince gelin ve damat masaları tek tek dolaşıp davetlilere bir merhaba, hoşgeldiniz derler. Takı takmayanlar es geçilir. Yok yok geçilmez şaka. Ama gene de bir burukluk vardır. İçlerinden "ben sizin oğlanın sünnette nah bişey takarım" diye geçirilir.
Bütün bunlar bitince esas eğlenceli bölüme gelinilir. İlk önce adetten bir dans müziği çalınır.
Eşler çıkarlar pistte, ayrıca küçük çocuklar da erkeklerle dans etmekten utandıkları için kız kıza filan çıkıp dans ederler.
Ardından oyun havalarına geçilir. Masa altından votka, viski vs. içen amcalar, dayılar dağıtır; halay çekerken "yeeeehheeeaaaaa" diye bağırmalar yaşanır.
Çocuklar etrafta koşturur. ebelemece oynarlar. Pastalar geldiğinde ise etrafta tek bir çocuk göremezsiniz. Hepsi gömülmüştür pastaya. Bu onlar için bir moladır hem. Güç toplarlar ve daha büyük bir "saldırı" için hazırlanırlar.

Ayrıca bu eğlencelerde insanlarda hemen her şarkıda bir halay çekme isteği görülür.
Piyaniste  istekler gelir, eğer yoksa kavga çıkartılır. Garsonlardan biraz daha pasta istenir.
Büfenin çok pahalı olmasından yakınılır. düğünden bıkan kişiler, aynı yabancı filmlerdeki gibi, soluğu dışarıda alırlar.

Düğün gençleri karşı tarafın kızlarını keserler, dansa kaldırırsın kaldıramazsın iddiaları havalarda uçuşur akabinde kızın babası, abisi etrafta olduğu göz önüne alınıp vazgeçilir bu sevdadan.
Dans etmek istemeyenler zorla dansa kaldırılmak istenir. Sandalyeyle birlikte piste götürülürler hatta.
İş güzar piyanist de damadın bilmem neyi diye çağırır piste. Gitmeseniz olmaz, gitseniz ayrı dert.

Velhasılıkelam düğünler pek çok kişiyle akrabalık bağlarını güçlendirmesi yanında sizi tam bir gözlemci yapar. Aslında ne kadar da eğlenceli bir millet olduğumuz sonucuna varılır. Tabi bokunu çıkarmadığımız sürece, ki o da nadirdir.

31/10/2009, Kategori: Velhasılıkelam : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

Gördüm!

Bir sarhoşun, gecenin bir vakti caddenin ortasına işediğini;

diğer bir sarhoşun kaldırımda uyuduğunu;

biranın içine nar şurubu katanı;

espressonun içine rakıyı karıştıranı;

insanların, akıllarını ne yönde kullandığını;

bakış açılarını;

sığlıklarını;

cehaletlerini;

bilgilerini;

bakıp da göremediklerini;

görüp görmezden geldiklerini;

vurdumduymazlığını;

caniliğini;

insaniyetini;

doğaya karşı verdiği savaşı;

doğaya verdiği tahribatı;

kendi kurduğu sistem içersindeki acınası halini;

kurnazlığını;

piçliğinı;

saflığını;

muahfazakarını;

devrimcisini;

'ortayolcu'sunu;

bağnazını;

açık görüşlüsünü;

mantıklısını;

hayvanın akıllısını;

doğayla muhteşem uyumunu;

güzelliğini;

rolünü;

mantığını;

doğanın güzelliğini;

eşsiz yapısını;

hiçbirşeyi ziyan etmeyen mekanizmasını;

mirasını;

tahrip oluşunu;

verdiği tepkiyi;

gücünü;

paranın insanı nasıl değiştirdiğini;

köleleştirdiğini;

özgürlük kavramını nasıl körelttiğini;

suçların en büyük sebebi olduğunu;

dinlerin mantıksızlığını;

açıklarını;

vaaddettiğini şeylerin kanıtlanamadığını;

sadece bir umut olduğunu;

tutuculuğunu;

yeniliklere karşı gösterdiğini sopasını;

dünyanın tek evimiz olduğu gerçeğini;

ona iyi bakmamızın önemini;

güzelliklerini;

eşsiz manzaralarını;

teknolojinin zararlarını;

yararlarını;

kullanılış yönünü;

insanları birbirine uzak hale getirmesini;

insanları birbirine yakınlaştırmasını;

bilimadamlarını;

bilimsel gelişmeleri;

bilginin inanılmaz iletilme sürecini;

bilgi kirliliğini...

... gördüm!

Ama bunlar göreceklerimin yanında hiç birşey sanırım...

25/10/2009, Kategori: Bence... : Yorum (1) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

Namusu Korumak!

SAMSUN'da 18 yaşındaki Cemile K., eşine sürekli baktığını ileri sürdüğü 11 yaşındaki B.B. adlı kızı 2 akrabasıyla birlikte sokak ortasında sopayla dövdü.

B.B.'nin şikayeti üzerine 3 kişi gözaltına alındı. Cemile K., “Sürekli kocama bakıyordu. Hiç evli adama bu şekilde bakılır mı? Onu uyardım. Ama beni dinlemedi” dedi. Adliyeye sevk edilen 3 şüpheli savcılık tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.


Yukarıdaki haberi gördüğüm de ilk tepkin "yuh!" oldu.

Sonra alttaki yorumu okuyunca "yuuuuuuuuuuuuuh!" oldu.


"bence iyi yapmis ellerine saglik yasi 11 ama adamin zayif bir anina geldimi alkoliyken affetmez sonrada adam suclu olur"

Başka da yorum yapmaya niyetim yok. Durum ortada.

Gerisini size havale ediyorum.

22/10/2009, Kategori: Velhasılıkelam : Yorum (1) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

Bir Kaç Saatliğine Para!

Mevsim yaz, aylardan ağustos...

Riviera kıyısında küçük bir kasaba.

Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor ve kasaba bomboş. herkesin borcu var ve kredi ile yaşıyorlar.

Şans eseri otele zengin bir Rus turist geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor.

Ancak odayı beğenmezse parasını alıp gideceğini söylüyor ve yukarı çıkıyor.

Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor.

Kasap, 100 doları hemen kaparak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor.

Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren son defa birlikte olduğu kadına götürüyor.

Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu ödüyor.

Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor ve odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri alarak kasabayı terk ediyor.

Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor.

Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor ve geleceğe ümitle bakıyor… “

Bu hikaye aslında paranın ne kadar suni bir şey olduğunu bizlere göstermiyor mu?

15/10/2009, Kategori: Velhasılıkelam : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

Sıkıldım!

Sıkıldım!

Yaşamak için, para kazanmak için çalışmak zorunda olmamız gerçeğinden sıkıldım.

Garsonluk yapmaktan, abuk sabuk insanlardan laf yemekten ve o insanlara muhtaç olmaktan sıkıldım.

Hep alttan almaya çalışmaktan, hümanist bir bakış açısını benimsemeye çalışmaktan ama karşılığını bir türlü bulamamaktan sıkıldım.

Anlayışsızlıktan, empati yapmaktan uzak insanlardan sıkıldım.

Üşenmekten sıkıldım. Sürekli yapmam gereken bir ton iş olmasından sıkıldım.

İnsanlarımızın bağnazlığından, insaniyetsizliğinden, basiretsizliğinden sıkıldım.

Yalnızlıktan sıkıldım.

Aramaktan, bulamamaktan, boşvermekten sıkıldım.

İnsan denilen varlığın tutarsızlığından (kendim de dahil) sıkıldım.

Hayata karşı bir duruş belirlemeye çalışmaktan, buna mecbur bırakılmaktan sıkıldım.

Ülkemizi yöneten insanlardan sıkıldım. Bir türlü gerçeği göremeyen, körü körüne inanan insanlardan, düşünemeyen, bağımsız bir birey olamayan insanlardan sıkıldım.

Televizyonlarda, gazetelerde hergün cinayet, katliam, tarfik kazası, tecavüz, soygun haberleri görmekten sıkıldım. Siyasi tartışmaların sonuçsuzluğundan, basitliğinden, sakilliğinden sıkıldım.

Hergün bir şeyler yemek zorunda oluşumdan sıkıldım. Yediklerimin bir kısmını boşaltmak zorunda oluşumdan sıkıldım.

En sonunda da sıkılmaktan sıkıldım.

Sıkılmadığım tek bir şey var aslında; yaşamak.

8/10/2009, Kategori: Bence... : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

O Değil de...!

O değil de eskiden mahalle maçları olurdu. Aşağı mahalle yukarı mahalle diye... Ne oldu bu maçlara?

8/10/2009, Kategori: O değil de... : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

Hey Gidi Türkiyem!

Başbakanımız ABD'de, Birleşmiş Milletler toplantılarına katılmak için gitmiş.

Bir skandal da yaşanmış. Bir binadan içeri alınmamış Sayın Başbakanımız.

Gerçekten bu kişi Tayyip Erdoğan'da olsa yapılanın bir ayıp olduğu aşikar.

Haberi izlerken Tayyip Bey'in kırmızı ışıkta beklediği filan söylendi. O an aklıma Tayyip'in "Türkiye'de ne güzel kırmızı filan dinlemeden geçiyorduk, hey gidi Türkiyem" diye düşünmüş olabileceği aklıma geldi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir düğüne yetişmek için şehirler arası yolu bir süreliğine kapatmıştı hatırlarsanız. Yetişmesi gereken yer, Milli Güvenlik Kurulu filan değil, kendisi gelmeden başlamayacak bir düğün.

Sonra milletvekillerimizin yollarda durdurulmamak için özel plaka isteği geldi aklıma... Durdurulmak ağırlarına gidiyormuş vekillerin.

Yönetici güruhun bu "ben üstünüm, güçlüyüm, beni tavaf edin" tavırları ne zaman biter bilinmez.

Bildiğim tek şey var o da böyle giderse asla çağdaş medeniyetler seviyesine yükselemeyeceğimiz.


25/9/2009, Kategori: Bence... : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

O Kadar da Karmaşık Değil!

Uzun bir süredir gündemi işgal eden bir konu Kürt meselesi. Bütün köşe yazarları bu konuda mutlaka bir yazı yazmıştır. Ben de birşeyler yazsam mı diye düşündüm... Sonra bu mesele ile ilgili ortada pek bir bilgi olmadığını farkettim. Ve buradan yola çıkıp konuyu daha geniş bir şekilde, daha genel bir konuya bağlamak istedim.


Kürtler yıllardır haklarının yendiğini, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini söylüyorlar.

Bunlara cevap vermeyeceğim şimdi. Cevabı herkes kendince biliyor zaten.

Bu iddialarla ve ABD'nin, AB'nin desteğiyle PKK, kirli, şerefsiz saldırlarına başladı.

E tabi bir devletin böyle hain saldırılar karşısında sessiz kalması mümkün değil. Bir ülke bütünlüğünü korumak için elbette reaksiyon gösterecek.

Yıllardır devam ediyor bu karşılıklı öldürmeler. Herkes kendi tarafını haklı görüyor.

Kimse yoğurdum ekşi demiyor. Tabiki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir terörist grup pes etmediği sürece durmayacaktır. Bugünün dünya şartlarında beklenmemesi gereken bir harekettir bu. Zira hangi devlet olsa böyle davranacaktır.

AKP hükümeti bu konuda bir hareket başlatmaya çalışıyor. Eğer AKP'yi tanımasaydık bu girişimlerin samimiyetine inanabilirdik. Ama hükümet yanlıları kusura bakmasınlar ben bu harekete şüpheyle yaklaşıyorum. Böyle baştan savma, acemice şeyler yapmak T.C. Hükümetine yakışmıyor. Böyle sorunların çözümü çok zordur. Bir nevi kan davasına döner olay. Ölen adamın oğlu intikam yemini eder.

Mesele şudur; insanlara düşünebilmeyi öğretmek.

Düşünemeyen insan piyon olmaktan öteye gidemez. Kullanılır sadece. Eğitim sistemlerimiz tamamen demokratik olmalıdır. Öğretilen "kesin" bilgiler minimuma indirilmelidir. Tartışma yapılabilmeli. "Kesin bilgi budur, ezberleyin" deyip kesip atılmamalı. "Bunlar okunmalı, bunlar okunmamalı" gibi bir düşünce içine girilmemeli. Herşeyi okuyabilmeli, her konu üzerinde tartışılabilmeli. İnsanların, mantığı, insanlığı keşfetmesi gerekiyor. Bunları başaramadığımız sürece, Kürt meselesi, Kıbrıs sorunu, Filistin, Afrika... Hepsi aynen devam eder.

Bugünki dünya koşullar demiştim. Nedir bugün dünya koşulları?

Şunlardır efendim,

öncelikler insanlar kendilerini dünyada yaşayan bir insan olarak değil, Türkiye'de, Almanya'da, Amerika'da yaşayan insan olarak görüyorlar. Dünyayı bölümlere ayırmışız ve herkes kendi bölgesinde yaşıyor. Sürekli bir bölünmüşlük söz konusu. Ama dünyayı tehdit eden bir durum ortaya çıktığında bir dayanışma içine girilebilir. O zaman da herkes benim ülkem diye bir davranışa girerse zaten vay halimize.

Pek çok yazımda dile getirmiştim; bun dünyadaki insanların tek ortak noktası "insan" olmalarıdır.

İnsan her şartta insandır. Aslında toplumlar arasındaki sorunlar öyle çok karmaşık şeyler değildir. Sadece biraz mantık ve etik gerekir.

Bugün dünyanın pek çok yerindeki sorunlarda mesele insanların düşünceleri ve düşüncesizlikleridir.

Kürt meselesi, Kıbrıs sorunu, Filistin-İsrail sorunu, Afrika'daki savaşlar, Güney Amerika'daki darbeler vs... Hepsinin temelindeki sorun biziz. Bizizden kastım insan olarak biz. 4 milyar yıllık bir süreçte oluşan dünyayı sadece 200 bin yaşında olan insanlık mahvetmeyi başarmıştır.

Bu örnek bugünkü sorunların kaynağının neden insan olduğunu açıklamakta yeterlidir diye düşünüyorum

Son olarak AKP'nin yapmayı planladığı açılımı önümüzdeki günlerde göreceğiz. Eğer birilerinin baskısıyla yapılıyorsa zaten bir şey beklememek lazım. Öyle değilse de AKP'den bir şey beklememek lazım.

Esen kalın...

13/9/2009, Kategori: Bence... : Yorum (0) : Yorum yaz! http://www.thinkgeek.com/images/blog/icon_facebook.gifFacebook'ta Paylaş

<- Önceki Sayfa : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->

En iyi Firefox 2 ve üstü ile görüntülenir.